25 yaşındaydım. Best FM gibi ülkenin en önemli radyolarından birinin haber müdürüydüm. Bildiğin siyaset haberleri akşama kadar havalarda uçuşuyor, koalisyonlar, enflasyon, kabine hareketliliği, henüz tamamlanan cumhurbaşkanlığı seçimi derken o muhteşem final gecesi soluğu evde almıştım.
Bu maçı bana GALATASARAYLILIĞI öğreten babamla izlemeliydim. Ne tek başıma, ne nişanlımla, ne arkadaşlarımla…
İlla ki babamla! Bu müstesna ve tarihi maç onunla izlenmeliydi.
Rüya gibi ama elimiz kalbimizde geçen 120 dakikanın ardından rus ruleti başladı.
Seri penaltılarda hayat hep 50-50’dir. Vakıa Henry’nin kafa vuruşunu TAFFAREL kurtardığı an, ibre bize dönmüştü ama çıkılan yol unutulmamalıydı!
Bahis oranlarındaki 1’e 250…
Fatih Terim ve oyuncularının inancı…
Tek bir şey hatırlıyorum Popescu’nun topu ağlara göndermesinin ardından… Ayakta izliyorduk elbet… Kendimi çekyat’ın üzerine yüzükoyun bıraktım… Babama ” ne sen bir daha bu başarıyı görebilirsin, ne ben… Torunların belki!”
17 Mayıs’a, o tarihi güne ait herkesin öyküsü vardır. Benim kısa hikayem bu… Aslında her şey o gün başladı. Çıta oraya konmuştu. Çıtayı koymak aşmak için yeni yollar demekti çünkü!
Derwall’in Ali Uras’tan çim saha istediği gün başlayan macera, 1989 baharında ilk zirvesine ulaşmış, 18 Mart 1992 günü ALi SAMİ YEN’in karlı zeminine dahi gömülemeyen o istidat, Alman devinin öteki öğrencisiyle 16 yıl neticesinde Avrupa’nın tepesine bayrağı dikmişti.
Ama gerçekten o zirve bir başlangıç olmalıydı. Türkiye Fatih Terim’in peşinden, G.Saray’ın izinden gitmeliydi.
Çünkü Attila Gökçe ustamın dediği gibi “Türk Futbolunun Unutulacak Başarılara” ihtiyacı vardı. 11 yılda gelinen yeri sonrasındaki 25 yılda birkaç başarımız olsa da aşamadık.
Geçemedik 17 Mayıs’ı…
Birkaç milyar euroyu “biribirimizi ye(n)mek için” saçıp durduk. Utanmadan buna devam ediyoruz. Ülke futbolunun dünya ile entegrasyonunu, başarı modellerini, gelecek tasavvurunu unutarak yola “(k)ayıplı (k)ayıplı” devam ediyoruz.
Kalabalık bir kitle de bundan rahatsızlık duymamanın konforuyla hemhal… Onlara “ötekini yenmek” yetiyor. Yahu durun… “Mevzu domestic değil, hedef dış hatlar!” diyene de işine bak sen yanıtı veriliyor…
Geçende attığım bir tiwitte olduğu gibi…
‘-Onların oynadığı futbol ise bizimki ne?’ sorusu basmakalıp bir ezber. O futbolu oynamak için sadece futbol yetmez! Ne gerekir derseniz etrafınıza bakın, bakalım. Aç camı sokağındaki manzaradan başla… Sonra git gidebildiğince, sor sorabildiğin ölçüde.
Kollektif futbol katliamımızın sona ermesi dileklerimle…

Reklam Ajansları